Elinin değdiği programları izlerken ince mizahıyla keyiflendirir, imza gününe gidersiniz ayaküstü gülme krizi geçirtir...
1991 yılında Televizyon Dünyasına giriş yapan ve o günden bugüne yaptığı işlerle yerinde oldukça sağlam duran bir isim, Burak Akkul. Metin yazarlığı yaptığı programlar, diziler, hazırladığı program formatları, yazdığı kitaplar… Anlayacağınız karşımdaki anlat anlat bitmez bir adam. Hal böyle olunca bu çok yönlü adamı bir röportaja sığdırmak güç. Gelin madem bu satırlarda yazdığı kitaplara yer verelim…
¾ İlk kitap “Türkçe Aşk Laçkadır” ayrılık acısı üzerine yazılmış. O acıyı çektiren “Adam sayemde kitap yazdı” demiş midir?
¾ Valla o acıyı çektiren bir kişi değil. Sadece hayatta, ikili ilişkilerde yaşadığım kafa karışıklıklarını ve sizin tabirinizle “acıları” o kitaba toplatan bir kişi, diyebilirim... Ama elbette kitabı okuyanlardan; “vaay, kendine yazıldığını düşünen kızlar ne havalara girmiştir şimdi” diye çok duydum... Sanırım, acı vermek de olsa, bir kitaba – bir filme sebebiyet vermek “gurur verici” oldu artık, öyle değil mi?
¾ Erkekler genelde çektikleri acıyı saklamayı tercih ederler. Mizahi bir diliniz olmasaydı yine de “Türkçe Aşk Laçkadır”’ı yazar mıydınız? (Bu genellemeyi de ben şimdi yaptım)
¾ Yazardım... Şu an hiç de mizah olmayan, ama yine “acı” sınıfına giren bazı yaşanmışlıklarımın notlarını almaya başladım mesela... Daha önce de bir yerlerde söylemiştim; ben bugüne kadar eleştirilerimi hep “mizahla” yaptım; Türkçe Aşk Laçkadır’a da mizahi bir anlatım denk geldi... Yine bu Burak olsaydı da mizah yazarı olmasaydı; gülümsetmeyen bir tarzda da yazardı yani.
¾ Kitaplarınızı okurken sanki sizinle oturmuş sohbet ediyormuşuz gibi bir havaya giriyoruz. “hadi ordan, aaa deli misin nesin be adam, abi hakikaten böyle mi yapıyoruz yaaaa yazık bu erkeklere” deyip deli deli kahkahalar...” Okuyucunun beynine bu kadar girebilmeyi nasıl başarıyorsunuz?
¾ Bir kere, iki kitabımı okudunuz diye öyle “havaya” girmeyin bakalım hemen... J Heh he.. Çok teşekkürler tabi bu yorumunuza… Çünkü samimi bir hava yakalayabildiğinin söylenmesi, bence bir yazar için en tercih edilesi eleştiri olmalıdır... Küçüklüğümden beri okuduğum kitaplarda da, hep gerçekleri – beni samimi şekilde yakalayan, dürüst bir dilde yazan yazarları tercih ettim ben de... İleride, daha bilindik bir yazar olursam; sırf bu özelliğimle bilinsem yeter.
¾ Kadın erkek ilişkileri üzerine yazmak bir taraf için riskli olabiliyor. Okuyuculardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
¾ Bir önceki soruda söylediğiniz gibi; aldığım eleştirilerin tamamına yakını “yaa hakikaten böyle şeyler yapıyor muyuz, vay vay” yönünde... Yani kimse de çıkıp “yok öyle bişey” demedi valla... Eh, kişinin kendini bilmesi gibi- bir cinsin kendini bilmesi de en hakiki erdemdir.
¾ “Hayat Sen Değilsin” de hayata tutunmak için yapılan işler arasında aşkın arka planda kaldığını anlatıyorsunuz. Gerçek aşkı unuttuk mu?
¾ Valla ben unutmadım. Ama büyük şehre, (fazla) modern hayata, (ileri) teknolojiye, ihtiyacının ötesinde lükse ve titre düşkün olanlar ve dahi bunlar için mücadele edenler; evet, gerçek aşkı unuttu... Yakaladıkları şeyin de “aşk” olduklarını sanacak kadar aptallar aslında... Ya da, birbirlerini kandırdıklarını sanıyorlar; diyelim... Geri planda menfi duygular barındıran bir ilişki yakalamak, bence sadece “bir şeyleri elde etmek” o kadar. Gelecek kaygısını ortadan kaldırmak, seks ihtiyacını gidermek, ya da toplumsal statüsünü tehlikeden kurtarmak vs... Kitapta da dediğim gibi “aşkın yapışıkları” yoktur. Sadedir. İlk çağın, insanlığın ilk günlerinin duygusudur aşk. Onu biz bugünkü kalıplarla var edemeyiz.
¾ Son kitabınız “Hayattan Çok Çektim” ile olgunluk dönemine geçtim diyebilir misiniz?
¾ Ohoo, siz gelirken ben geçiyordum J Şaka bir yana, şöyle açıklayayım: Bana sorarsanız metin yazarı olarak duyguları düşünceleri ifade etmek ile kitap yazarı olmak biraz farklı şeyler... Bir köşe yazısında, bir dergi sayfasında, ya da bir Twitter kutucuğunda 140 karakterde duygularımı ifade edebilecek “olgunlukta” olduğumu iddia edebilirim. Ama düşündüklerimi anlatmayı “kitap kurgusuyla başlamak ve bitirmek” derseniz; hayır, henüz yeterli olgunlukta değilim bence... O iki kitapta da “parçaları birleştirdim” çünkü.
¾ Yazarlar genellikle kitaplarının arka kapaklarında güzel yazılar paylaşırlar. Siz “Allah belanı versin! Merve” yazıyorsunuz...
¾ Orada bir “arka görüş” esprisi var aslında... Yani, serde mizahçılık var, ota boka alay sokacağız ya; orada da “kitap arkası eleştirilerine” öyle bir yaklaşım var… Popüler arkadaşlarım kitabı okumuş beğenmiş, ama olaylara konu ettiğim kızlardan biri de okumuş ve haliyle “beğenmemiş”... Ben de dürüstçe o görüşü basmışım... Gibi... Yani... Çok mu zorlamışım yoksa? J
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder